KEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2009 Pazartesi

BİR KERMES BÖYLE GEÇTİ

Yeni bir haftada hepinize merhaba…Öncelikle gecikmeli olarak da olsa tüm annelerin anneler gününü kutlamak istiyorum. Bu kalpler tüm annelere...

Geçen hafta öyle yoğun ve öyle trajikomik bir haftaydı ki nerden başlasam bilemiyorum… Şöyle konudan konuya da atlayasım var, bu yazı nasıl sona ulaşacak bilmiyorum, hadi hayırlısı J Geçen hafta Ankara Sheraton Hotel'de Çocuk Sevenler Derneği'nin düzenlediği bir kermese katılacağımı duyurmuştum…


Her şey puslu bir Ankara sabahında bu kermesin hazırlıkları ile başladı, o sabah Sibel arabasıyla Kızılay’a gitme gafletinde bulundu, zaten zaman kısıtlı olduğundan kırmızı renklendirmeyle vakit kaybetmemek için önce gidip kırmızı şeker hamuru aldı ama Kızılay’a geldiğinde hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde park yeri sorunuyla karşılaştı… (orta okul yıllarımda polisiye roman yazmaya heveslenmiştim, o zamandan bilinç altımda kalmış cümleler fırsat bulunca fırtlayıverdi sanırsam J) Tunus Caddesinde yolun kenarına bir dizi araç park etmiş, önlerinde de bir yer boş…ohhh bir güzel park ettim oraya…Gittim, saçımı boyattım, alacaklarımı aldım, ablamla öğle yemeği yedim, artık eve gidip kermes hazırlıklarına başlayacağım…Her zaman çantamın içinde bir saat aranıp bulamadığım anahtarlarla vakit kaybetmeyeyim diye yürürken yolda aran taran anahtarlarımı buldum elimde sallaya sallaya park ettiğim yere geldim…Anahtar elimde ama araba yok!...Yanlış yere mi bakıyorum dedim ama yok…eminim…bir inşaatın önüne park etmiştim, inşaattaki vinç de nirengi noktam…Park ettiğim yerde bir araba var ama benim ki değil, tanrııım arabam çalınmış!...Bilin bakalım böyle bir durumda aklıma ilk gelen ne oldu…Normal insanlar çocukları okuldan nasıl alacağım…Arabam nasıl bulanacak falan diye düşünür...Ben ne düşündüm…Kırmızı şeker hamurum gittiiiiiii…Yuhh aklıma ilk gelen şey kırmızı şeker hamuru oldu valla…







İlk şoku atlatınca araba bulunana kadar nasıl zor durumda kalacağıma ayılıp çevre esnaftan olan biteni soruşturmaya başladım. Biri “Yarım saat önce ekipler gelip arabaları çektiler abla” dedi. Çekilenlerin yerine dizi dizi yenileri dizilmiş bile çoktan...Bu arada bu abla yenge laflarına da acayip sinir oluyorum, bizim kadar girifit akraba ilişkileri olan başka millet var mı acaba…Herkes birbirinin ablası, yengesi, amcası…



Daha anlatacak bir sürü enstantane var ben akraba ziyaretinde takıldım… Taksiciden öğrendiğime göre taaaaa Cebeci’ye çekmişler arabayı…Ankara’yı bilen mesafenin ne kadar uzun olduğunu bilir.


Mesafe uzun lafı kısaltalım, gidip arabayı almak eve gelmek dünyanın zamanını aldı, ödediğim ceza ve çekici masrafı da işin bonusu oldu. Bu moralle başladım hazırlanmaya…Aralara serpişmiş resimler de kermes içim hazırladıklarımdan örnekler…


Hazırlıkları böyle başlayan kermes normal geçer mi, geçmedi elbet… Ben kurabiye buketleri, cupcakeler hazırlamışım, anneler günü öncesi yaa, gelenler anneleri için alacaklar yaaa…Kermes hafta içi ve mesai saatlerinde olunca ziyaretçilerin kullandığı en gözde aksesuar da baston olduJ Hatta bir teyzem Amerika’ya torununa göndermek için kurabiye aldı benden…Ama müzik başlayınca o bastonlu teyzenin (akraba kervanına ben de katıldım) bastonunu sallaya sallaya bir oynayışı vardı, gençlere taş çıkartır. Önce makineme bir el attıysam da izni olmadan resmini yayınlamanın uygun olmayacağını düşündüğümden vazgeçtim…


Masanın önünden gelip geçenler şöyle bir gözucuyla bakıyor, ortim Gülru’nun patchworklerini incelerken kaçamak bakışlar atıyor, belli ki bişeye benzetemiyorlar...Ben devreye girip “ kurabiye bunlar” diyorum vee başlıyoruuuzz …

-kurabiye bunlar, buyrun…

-(gülümseyerek) a tabii, ama ben gerçeğine bakmıştım, bunlar imitasyon değil mi?...

-!?... (haydaaaaa) yoooo gerçek kurabiye…(kurabiyenin imitasyonu nasıl olur, hadi oldu, niye olur, kim napar imitasyon kurabiyeyi?... Ya sabır… Hadi anlamadın, ayıp değil günah değil, ne diye ben gerçeğine baktım diyosun, hadi dedin al gerçek işteeee…) Hani alasınız yoktur da sadece baktım da diyemezsiniz de "ben kırmızısına bakmıştım" dersiniz, kırmızı çıkarılınca "bunun fırfırlısı yok muydu", fırfırlısı da gelir, "ben kırmızı fırfırlı üzeri beyaz puantiyelisini istiyordum ama" dersiniz, "ondan kalmadı" cevabıyla bir oh cekip "hah o zaman ben gideyim, yokmuş" diyip kaçış durumları olur ya aynen öyle bi durum, sanki bakıp da almayınca azar işitecek...

Ardından bir anne kız yanaştı masaya, çikolata sepetini alıp burnuna götürdü, kokluyo…Bi yandan bakıyorum napıyo diye bi yandan gülme tuttu; geçenlerde satılması yasak olan bi maymun yakalamışlar petshop’ta, kafes içinde bizim daireye getirdiler, ordan hayvanat bahçesine götürecekler…Benim de yanım da fındık var, hesapta rejimdeyim ya ara öğün hesabı… kafesin yanında kuşlara yem verdikleri kaplardan takılı, maymun da bunların kenarına tünemiş oturuyor…5-10 tane fındığı attım kafese, kabın içine…Birini aldı önce burnuna götürüp kokladı, sonra kemirmeye başladı fındık küçülünce elinden düştü, şöyle bi baktı düşen fındığa, inip almaya tenezzül etmedi, daha çok var ya, yenisini aldı kaptan, onu da yemeden önce burnuna götürüp kokladı... sonra aynı ritüel birkaç kez tekrarlandı, her seferinde işini şansa bırakmayıp önce kokladı…uyarmıştım daldan dala atlayasım var, yazı uzun olacak diye, ama kadın çikolataları koklayınca aklıma bu olay geldiJ meğer sabun sanmış da ondan koklarmış… Türk halkı bu tip durumlarda tüm duyu organlarını itinayla kullanıyor. Bakmak, koklamak…bir de dokunma duyusunu kullanmaya engel olamayanlar var…

Jelatinin üzerinden kurabiyeleri mıncıklama eğiliminde olanlar… yahu kurabiye bunlar sünger değil ki vıck diye sıktıktan sonra eski halini alsın. Kurabiye iki parmak arasında sıkıştırılmak suretiyle test edilmez ki…Baktık olmayacak, bunlar yemelik, vallahi de gerçek billahi de gerçek, ye de bak falan yazmak gerekiyo, bari kurabiyelerin etrafına kocaman “Afiyet Olsun” yazıları koyalım dedik.


Sonunda bir bayan gelip “aa bunlardan Ankara’da da yapılıyo mu artık, ben İstanbul’da gördüm ama buralarda yok sanıyordum, ellerinize sağlık” dedi.


Sarılıp öpecektim kadını, derken annesinin çölyak hastalığı konusunda başladık muhabbete, tavsiyeler verdik…biz uzun uzun muhabbete dalmışken bi baktım bir kadın benim cupcakelerin birinin üzerindeki kalbi çekiştirip duruyo, sağa çekiyo olmuyo, sola çekiyo olmuyo…

Ben napıyor diye ağzım açık bakakalmışken kadının gözü bana ilişti. Göz kırparak napıyosun sen tarzı bi mimik attım…ay kadın şekerlik sanmış da kapağını açmaya çalışırmış meğer…Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim…Ay diyorum ben Ankara daha hazır değil bunlara diye…İlker teklifin hala geçerliyse tası tarağı toplayıp İstanbul’a geliyorum ben yaaaaaaa...

Yeri gelmişken kermese gelerek desteğini esirgemeyen bizi yalnız bırakmayan canım ikizannelerim Vildan, Ferda, Burçak, Süer, Öznur ve Gamzeciğime, ablişkoma, yüreğimin anası Nurgülcüğüme ve gelemese de telefonla arayıp destek olan, mail atan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Sizi seviyorum, iyi ki varsınız…

Bu arada hafiften sıyırmış olmalıyım ki gelen yeni kermes tekliflerini acaba diyerek düşünüyorum hala, ne diyelim; şeytan azapta gerek…

23 Temmuz 2008 Çarşamba

DAMALI PASTA


Çocukluğumda anneannemin komşusu yapardı bu pastayı, o zamanlar hayran kalmış ve bir o kadarda şaşırmıştım. Seneler sonra öğrendim nasıl yapıldığını, aslında çok da kolaymış... Günümüzde herşeyin kestirmesi ve kolayı olduğu gibi bu pasta için de kalıplar yapılmış, ama bana sorarsanız tamamen gereksiz bir masraf. Şöyle ki; bu pastayı yapmak için biri kakaolu biri sade iki tane pandispanya ya ihtiyacımız var, ister kendiniz yapın ister hazır pastabanlardan kullanın. Kekleri ortasından kesip, her katı aşağıda resimlediğim gibi iki farklı büyüklükte kase yardımıyla kesin. Sonra bir kakaolu bir sade olacak şekilde iç içe geçirin. İç içe geçirirken de arasına krema sürerseniz keserken parçalarda hiç ayrılma olmaz.




Katların arasına krema sürüp ( isterseniz damla çikolata, muz vs. koyabilirsiniz) ikinci katı kapatırken kakaolu parçanın üzerine sadenin denk gelmesine dikkat edin. Bu şekilde pastayı tamamladıktan sonra üzerini dilediğiniz gibi süsleyebilirsiniz.


Afiyet olsuuuuuunn.

29 Nisan 2008 Salı

GÖKKUŞAĞI KEK


Sevgili arkadaşlarım, bu aralar sizleri çok ihmal ettiğimi biliyorum...Ne olur bana kızmayın...en yakın zamanda tam gaz aranızda olacağım ama bir süre daha yoğunluğum devam edecek gibi görünüyor...Bu süre içinde eski blogumdan bu tarafa aktaramadığım bir kaç tarifi ekleyeceğim.

Tarife geçmeden önce dostluk haftası mesajı gönderen tüm arkadaşlarıma çok çoook teşekkür ediyorum, aynı hafta içinde size mesaj gönderme fırsatım olmadı belki ama ben de sizleri çok seviyorum, sizler de iyi ki varsınız.


Gökkuşağı kek benim ilk gözağrım...İlk blogumu açtığımda yazdığım ilk tarif... ilk yorumlar... ilk merhaba ve ilk dostluklar...


İşte görünümü kadar tadıyla da etkileyici bir kek. Ablamın tarifine gıda boyasıyla oynama merakım eklenince ortaya bu süper kek çıktı.İşte tarifi;

Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı yoğurt
1 su bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1/2 su bardağı damla çikolata
gıda boyası
Sırasıyla tüm malzemeler (damla çikolata ve gıda boyası hariç) karıştırıldıktan sonra hamur 3 veya 4 parçaya ayrılır ve her parçaya farklı renkte gıda boyası katılır. Yağlanmış kek kalıbına renkli hamurlar sırayla dökülür, 2 renk hamurdan sonra damla çikolata serpiştirilerek kalan hamurlar da sırayla kalıba dökülür. 175 C fırında 35-40 dak. pişirilir. Afiyet olsun...

26 Mart 2008 Çarşamba

YOK YOK TOPKEK


Ben cupcake demekten hoşlanmıyorum...Zaten dilimize girmiş bir sürü yabancı kelime var, onlardan kurtulmak gerekirken yenilerini eklemeye hiç gerek yok. Topkek hatta kağıtlı kek bile dense olur, yeter ki Türkçe olsun...Arada farkında olmadan ben de kullandıysam özür dilerim, dilime biber süreceğim (elime de mi sürsem...)

Çocukluğumda pastanelerde uzun, kağıtlı mini kekler satılırdı, muzu soyar gibi kağıdını soyar yerdik. O zamanlar o keklerin adı benim için kağıtlı kekdi. Belki başka şekilde adlandırılıyordu ama benim çocuk düşüncemde kağıtlı kek...

Ne güzel adlandırır çocuklar, en yalın en anlaşılır haliyle. Mesela, ikizlerim küçüklüklerinden beri (aman sanki şimdi pek büyükler de...)dışarda yemek yemek istediklerinde "yemekçiye gidelim" derler. Hala kullanıyorlar yemekçi kelimesini...Ne kadar net, anlamlı bir ifade şekli...

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken onun çocuğunun da aynı kelimeyi kullandığını öğrendim...Çocuklar ortak paydada buluşmayı büyüklerden iyi beceriyorlar. Galiba büyüdükçe herşeyi bozuyoruz, biz olmaktan uzaklaşıp keklerimiz gibi kalıpların içine giriveriyoruz (bu lafı da keke bağladım ya, helal olsun...) Çocukça bir özgürlükle aklımızdakini değil söylenmesi gerekeni söylüyoruz... Ve malesef bu arada farkında olmadan güzel Türkçemizden de uzaklaşıyoruz. Halbuki millet olmanın, biz diyebilmenin temeli değil midir dil...Dilimizi kaybedersek nasıl biz oluruz...Ancak biraz ondan biraz bundan oluruz (benim kek gibi...bu durum keke yakışıyor ama insana yakışmıyor), ama BİZ olamayız.

Çoğumuz (ki bu çoğunluğa malesef ben de dahilim) yazışmalarda kestirme olsun diye ok. kullanıyoruz...Virüs gibi birşey bu bozuk konuşma şekli... Biri güzel bir Türkçeyle konuşsa etkilenip onun kelimelerini kapmayız da, "oha falan oldum yani" gibi laflara balıklama atlarız...

Sıfata önad, zamire adıl dedirtmeden önce save ettim yerine kaydettim, okey yerine tamam demeyi öğretelim çocuklarımıza... (yeni moda bu, benim çocukluğumda sıfat sıfattı, zamir de zamir, yok o zaman da vardı bu kelimeler diyorsanız, ya ben o kısmı atlamışım ya da çocukluk dönemlerimiz denk gelmiyor)

Amacım öğüt vermek değildi elbette ama arada bazı şeylerin hatırlanmasındave hatırlatılmasında fayda var diye düşünüyorum...

Çocuklardan bahsettiğim kısmı da geçtim bakalım nasıl bağlayacağım lafı keklere...İyisi mi direk geçiş yapayım:-)))

Efendim, bu topkekler dün çocuklar için yapıldı...Okul çıkışı yüzme kursuna gidiyorlar ve arada kalan zamanda tost most, ıvır zıvır atıştırıyorlardı... Ne zamandır bişeyler hazırlayayım diye düşünüyordum ama Salı günü eve geç gelindiğinden (jimnastik antremanı yüzünden...hayatımız kurs oldu...bu yüzden denemek istediğim tarifler hep erteleniyor, hemen de konudan kaydım, ne dertliymişim meğer...) sadece düşünme aşamasında kalmıştım. Önceki gece yatmadan malzemeleri hazırladım, ki sabah kalkınca ondan bundan karıştırıp evden çıkmadan keki pişireyim... Unu bile eleyip hazırlamışım da kabartmatozu var mı diye bakmamışım... Yapmaya başladıktan sonra geri de dönemedim... Allahtan karbonat vardı da biraz karbonat biraz soda yardımıyla olayı kurtardım...

Gözüme takılanı kattım keke, bu yüzden adı yok yok topkek, hiç de fena olmadı.. hatta en acımasız eleştirmenler olan çocuklar ( benimkiler ve saz arkadaşları...) beğendiğine göre fena olmadı değil, güzel oldu diyebilirim :-)))

Lafı uzattım ve bayılttım biliyorum, tamaaamm kızmayın... tarife geçiyorum...

Malzemeler:
  • 3,5 bardak un (elenmiş)

  • 3 yumurta

  • 1/2 bardak soda

  • 1/2 bardak süt

  • 3 kaşık labne peyniri

  • 1/2 bardak sıvı yağ

  • 1 bardak şeker (keki tatlı seviyorsanız şeker biraz artırılabilir)

  • 1 paket vanilya

  • 1 paket kabartma tozu

  • 1 yemek kaşığı limon suyu

  • 1/2 bardak damla çikolata (aslında ben 1 avuç koydum sanırım yarım bardak eder:-))

  • File fındık

  • File badem

Sabah sabah gözüme takılanlar bu kadardı:-)))


Yapılışına gelince...Yumurtaları çırpıyoruz, şekeri ilave edip çırpmaya devam ediyoruz. Sütü, sodayı, yağı, labne peynirini, limon suyunda foşurdatılmış karbonatı ilave ediyoruz. Unu ve vanilyayı bir kaba eliyoruz. Unu da karışıma ilave ettikten sonra iyice karıştırıyoruz. Karışımın bir kısmını kağıt kalıpların içine birer kaşık birer kaşık koyuyoruz. Üzerlerine ayrı ayrı file badem ve file fındık serpiştiriyoruz. Kalanına damla çikolata ilave edip kalan kalıplara da bu karışımdan birer kaşık koyuyoruz. Önceden ısıtılmış 175 C fırında yaklaşık 25 dakika pişiriyoruz ( bu süre ve sıcaklık fırına göre değişebilir, mesela benim emektar 175 e yükseltmeden hallediyor işi :-))


Bu şekilde tam 24 adet topkek çıktı ama... işgüzar tamirciler vardır ya, tamirat sonunda "bu parça arttı" derler hani... ben de kek karışımını artırdım:-))) 24 top kekin üstüne bi de küçük boy yuvarlak kek çıkardım. Eh bu kekler pişsin diye beklerken de işe geç kaldım:-)) Neyse ki beklememe ve geç kalmama değdi...Afiyetler olsuuuun.


28 Şubat 2008 Perşembe

PAPATYA KURABİYELER


Dün sevgili arkadaşım Petek'in iki aylık olan dünyalar tatlısı kızı Pınar'ı görmeye gittim. Nasıl güzel, nasıl şeker bir bebek anlatamam... Ev nasıl güzel bebek kokuyordu... Özlemişmiyim bebekleri ne?!.

Petekciğim tekrar tebrik ediyorum seni, Allah analı babalı, sağlıklı sıhatli büyütsün inşallah.

Peteğin annesi Melek teyze harika şeyler hazırlamıştı, ama Pınarcıkla ilgilenirken tarifleri almayı ihmal etmişim. Neyse, önümüzdeki günlerde alıp onları da sizlerle paylaşırım.


Hep bebeğe hediyesi götürülür ama arada esas başarının sahibi, sıkıntıyı çeken anneler unutulur. Ben de Petekciğime bu kurabiyeleri hazırladım, o da benim gibi düşünüyormuş ki çok sevindi. Çok daha fazlasını yapmayı arzu etmiştim ama fırsat olmadı, ama bi dahaki sefere söz...
Kurabiyelerimin tadı da çok beğeni aldı.




Veeee... hazır kurabiye, royal icing demişken eski blogundan da bir tarif eklemek fena olmaz; kurabiyelerin tarifi temel olarak aynı, ben bu sefer bir iki ufak ekleme yaptım ...ve eski yazımı tabi yine aynı şekliyle hiç değiştirmeden yayımlıyorum...


Noelbaba Topkek


3.01.2008




Uzun süredir blogumda yaşadığım bir sorun yüzünden tarifler birikti de birikti...Yılbaşından önce yayınlamayı planladığım bu noelbabalar da malesef bu tarihe kaldı:-(((
Yılbaşından birkaç gün önce çocukların okulunda bir kermes yapıldı. Geliri bir yardım vakfına bağışlanmak üzere pasta, çörek, börek yapılıp okulda satışa sunuldu. Benden de topkek yapmam istendi. Eee alıcı çocuklar olunca satılacakların da albenisi onlara göre olmalı diye düşündüm. Önce başka bir blogda gördüğüm süngerbob keklerden yapmaya karar vermiştim aslında, ama çocuklarla lafa dalıp da keklerin üzeri biraz fazla kızarınca sarı rengi ten rengine döndü, oğlum da "o zaman noelbaba yapalım anne" dedi. Böylece başladık bu noelbabaları yapmaya...



Hazırladığım Royal Icing artınca da hazır hızımı almışken bi de kurabiye yapıp süsledim. Kurabiye için renkli kurabiyelerin hamurunu kullandım. Öğlen okula uğradığımda sabah erkenden bütün gönderdiklerimin tükendiğini öğrendim ki, bu da sadece görüntünün değil lezzetin de süper olduğunun kanıtıydı. Oooo, bir süre yazmayınca amma da birikmiş içimde yaz yaz bitiremedim... tamam tamam tarife geçiyorum artık...



Kek için malzemeler;
3 yumurta
1 bardak toz şeker
2 kaşık yoğurt
100 ml. krema
2,5 bardak un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Yumurtayı iyice çırpıp şekeri ve sonra tüm malzemeyi karıştırarak keki yapıyoruz. Kağıt kalıplara üstten 1 cm kalacak şekilde hamuru paylaştırıp 175 C sıcaklıktaki fırında pişiriyoruz. Kağıt kalıpları varsa silikon muffin kalıplarının içine yerleştirirsek hamurun yayılmasını önlemiş ve daha düzgün kekler elde etmiş oluruz. Kekler soğuduktan sonra Royal Icing ile üzerini süslüyoruz.

Royal Icing ;
1 yumurta akı
3 damla limon suyu veya 1 tatlı kaşığı süt
2,5 çay bardağı pudra şekeri
Renkli gıda boyası
Tüm malzemeyi karıştırarak boza kıvamında bir karışım elde edin, gerekirse pudra şekeri ilave edin. Küçük kaselere böyüp gıda bıyasıyla renklendirin. Ben süsleme yaparken minik şırıngalar ve fırça kullandım. Nasıl güzel olmuşlar mı??

13 Şubat 2008 Çarşamba

BALLI KEK


Okulların açılmasına sadece 1 gün kaldı:-(( Oysa bir öğrenci gibi dört gözle beklemiştim yarıyıl tatilini. Neler neler yapacaktım, çocuklarla birlikte ne planlar yapmıştık. Koskocaman iki hafta nasıl da çabucak bitti ve biz ne yazık ki yapmayı hayal ettiğimiz bir çok şeyi yapmaya fırsat bulamadık. Şimdi yine bir koşturmaca, ödevler, sınavlar, projeler, kurslar… Tanrııımm..Kabus yeniden başlıyooorrr:-((

Fırsat bulup yapamadıklarımdan biri de
tarifdünyası’nın Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 12 için yaptığı nazik davete katılamamaktı. Kendisinden özür diliyor ve bu karamsar hava içinde lafı daha fazla uzatmadan ev sahipliğini hünerlieller’in yaptığı P.D.Ç.S 13 için hazırladığım ballı kek’in tarifine geçiyorum.

Bu tarifi kabartma tozu paketinin arkasında görmüştüm (hani şu tarif defterleri arasında kurutulan ama bir türlü fırsat bulup denenemeyen tariflerden) ve hoş bir lezzet olacağını düşünerek denedim…Tarif beni yanıltmadı, özellikle cevizli kek sevenler için denemeye değer bir tarif;

Malzemeler;
½ su bardağı toz şeker
½ su bardağı bal
4 yemek kaşığı su
80 gr. beyaz çikolata
1 su bardağı dövülmüş ceviz
2 yumurta
2 su bardağı un (elenmiş)
1 çay kaşığı tarçın
1 paket kabartma tozu

Şeker, bal ve suyu eriyene kadar karıştırarak pişirin. Ocaktan alıp ufalanmış beyaz çikolatayı ve cevizi ekleyin. Çikolata eriyinceye kadar karıştırıp soğumaya bırakın. Yumurtaları iki dakika kadar çırpıp, ballı karışım, elenmiş un, tarçın ve kabartma tozunu ekleyerek 1 dakika daha çırpın. 180 ◦C ısıtılmış fırında 25-30 dakika pişirin. Afiyet olsuuuuun.